Çarpıcı bir hikaye: Prenses Margaret

Sorumluluk ile özgür karakteri arasında sıkışmış, "güneş Batmayan" bir ülkenin prensesiydi. Kendi ifadesiyle yaşam senfonisi yarım kalmıştı.

Sene 2013, Londra’da Chiswick Park yakınlarında bir arkadaşımın evindeyim.

Yemeğin ardından ev sahibi Isobel, yaptığı Pavlova pastayı tatlı şarap eşliğinde ikram ediyor. Onlarca küçük ampüllerle bezeli o şirin bahçeye birden ciddi bir konu hakim oluyor : “Royal Family“.

Isobelle, masanın etrafını çeviren 50’li yaşlarında arkadaşlarına benden övgüyle bahsediyor. Bunun üzerine küçük bir sınava tabi tutuluyorum. “Prens Philip’i tanıyor musun Ceylin ?” Hiç tereddüt etmeden, “Evet, Edinbrugh Dükü” diye yanıtlıyorum.

O zamanlar, “Royal Family” ye dair her şeyi en küçük ayrıntısına dek bildiğimi sanıyordum. Öyle ki ben Prenses Diana’yı anlatan kitaplar okurdum, anneannem de onunla ilgili belgeseller izlerdi. Sonra da oturup yeni öğrendiklerimizi birbirimize anlatırdık.

İnsanların çoğu Royal Family için “sadece bir sembol” deyip geçer, cool görünmek için koca bir tarihi yok sayarlar böylece. Ancak şimdilerde üçüncü sezon için hazırlıklarına devam eden The Crown dizisiyle birlikte herkes tıpkı benim gibi bu ışıltılı hayatların ardında yatan drama merak sardı.

Prenses Margaret ile Yüzbaşı Peter Townsend, The Crown’da

Böylece ben de Prenses Margaret’a sardım, onunla ilgili her ne varsa kevgir gibi delip deştim. Maalesef yeterince Türkçe kaynağa rastlayamadım. Bu yüzden de bu haftanın konusunu Prenses Margaret olarak belirledim.

Prenses Margaret’ın kraliçeden çok daha güzel, esprili ve renkli bir kişilik olduğu konusunda herkes hemfikirdi. Verdiği partiler olsun adının karıştığı aşk skandalları olsun, kraliçeyi bile gölgede bırakacak bir hayatı oldu. Hayatının dönüm noktası ise Yüzbaşı Peter Townsend’a duyduğu aşktı.

Kırık bir aşk hikayesi

Kraliçenin taç giyme töreninde gazetecilerin gözünden kaçmayan bir detay, hali hazırda Fransa’ya dek uzanan dedikoduları İngiltere’de ateşledi. Prenses Margaret, Yüzbaşı Peter Townsend’ın göğsüne düşen bir tüy parçasını eliyle silkeliyordu.

Prenses Margaret, yasak aşkı Yüzbaşı Peter Townsend ile…

Artık, gazetelerin manşetlerine düşen aşk hikayesi, uzunca bir dönem İngiliz basınını meşgul edecekti çünkü Peter Townsend boşanmış bir erkekti. Bu yüzden, kraliyet bu evliliğe karşıydı. Kraliçe de kardeşine duyduğu tüm sevgiye rağmen, politik yükümlülüklerini bir kenara bırakıp ona izin vermiyordu. Öte yandan halk ise Prenses’in de herkes gibi mutlu olmaya hakkı olduğuna inanıyordu.

Sonunda Prenses Margaret’a bir çözüm önerisi sunuldu. Eğer iki yıl beklerse, 25 yaşına geldiğinde kraliçe artık onun yasal varisi olmayacaktı ve kendi iradesi ile evlenebilecekti. Kraliçe, kardeşine artık bir söz vermişti.

Townsend saraydan, hatta ülkeden bile uzaklaştırıldı. İşte bu dönemde, Margaret kendini “sonunu hazırlayacak olan” alkol ve sigaraya verdi. Güzelliğiyle nam salan Prenses’in gözlerinin feri gitmişti artık. Hayatta kendisini yanında güvende hissettiği tek kişi ondan çok uzaktaydı. Dışarıdan “çizgili ve ütülü pijama giyen, misyoner pozisyonda sevişen” tipli bir erkek olarak görülse de savaş kahramanı bir pilottu, yakışıklıydı. En önemlisi de Margaret onun yanında “kendisi” oluyordu, Yüzbaşı onu adeta tamamlıyordu.

Ancak sırada başka bir sorun vardı. Kraliçe kardeşine verdiği sözü tutmaya kararlı olsa da kimse bu aşkın iki sene bekleyebilecek güçte olduğuna inanmadığı için Kraliçe’ye bahsedilme gereği bile duyulmayan başka bir engel çıktı bu kez. Parlamento ve kilise izin vermediği sürece bu aşk imkansız olarak kalacaktı. Keza, parlamento da kilise de bu evliliğe şiddetle karşı çıktı.

Prenses Margaret’ın evlenebilmek için ünvanından vazgeçmesi, Kraliyet’in tüm ayrıcalıklarını bırakması ve başka bir ülkede evlenip orada yaşaması gerekiyordu. Sonunda Margaret savaşı kaybederek, “İngiliz Uluslar Topuluğu’na görevlerinin bilinci ve Hıristiyan evliliğinin bozulmayacağına ilişkin kilise öğretisi” sonucu Townsend’le evlenmeyeceğini açıklamaya zorlandı. Kiliseye karşı gelerek her şeyi bırakıp ülkeyi terk edeceği söylenen prensesin vazifesini aşka tercih ettiğine dair açıklaması, bu aşka inancı tam olan tüm halkı derinden sarstı.

Margaret evliliğinin önünün kesilmesinden dolayı en çok Kraliçe’nin özel sekreteri Sir Alan Lascelles‘i suçladı. Emekli olunca Margaret‘e yakın bir eve taşınan Lascelles’ı her gördüğünde “İşte hayatımı mahveden adam geçiyor” diyordu Margaret, hayatı boyunca nefret etti ondan.

Townsend Belçika’ya gönderildi, Prenses Margaret ise hayata günde 60 adet sigara ve sınırsızca alkolle tutundu. Hayatı boyunca bir daha kimseyle evlenmeyeceğine dair yemin etti.

Hüzünlü hayatını görkemli partilerle telafi etmeye başladı. Kendi çıkarlarını onun mutluluğunun üzerinde tutan Kraliyet kurallarından bunalan Prenses Margaret, biraz olsun nefes alabilmek için kendine ünlüler ve sanatçılardan oluşan bir çevre yarattı.

Prenses Margaret, Anthony Armstrong-Jones ile evleniyor.

Bu çevrede yer alan isimlerden biri de bir fotoğrafçı olarak adını duyuran, zengin bir avukatın yakışıklı oğlu Anthony Armstrong-Jones’tu. Margaret’in gerçek dünya ile kurduğu ilk sahici bağdı belki de, kendisini “modern ve bağımsız bir kadın” gibi hissettiren bir sanatçı.  Yine de bu ilişki, prensesin “Townsend’u özlüyor musun?” sorularına karşılık verdiği cevabı değiştirmedi: “Evet, bazen”.

Prenses Margaret, Armstrong’un evlilik teklifini Peter Townsend’dan gelen bir mektup üzerine kabul etti. Mektupta Townsend, prensesle birbirlerine verdikleri sözden caymak için izin istiyordu çünkü Belçika’da tanıştığı 19 yaşındaki bir kızla evlenmek istiyordu. Bu evliliği ilan etmeden önce prensesin kendisinden duymasını istemişti.

Buna karşılık, Prenses Margaret, kraliçenin düğününü bile gölgede bırakan bir törenle 6 Mayıs 1960‘da Westminister Abbey‘de evlendi. Bu, televizyonlardan yayınlanan ilk düğün oldu ve tam 20 milyon kişiyi ekranların karşısına topladı. Antony Armstrong-Jones Snowdon Lordu yapıldı, ama Prenses Margaret’ın mutsuzluğu konusunda değişen bir şey olmadı. Kocası ile birlikte Londra’nın barlarında kulüplerinde sabahlamak yaşam biçimleri oldu. Kocasının çapkınlıklarına karşılık Margaret da etrafındaki erkek hayranlarıyla gönül eğlendirmekten geri kalmadı.

Arkadaşları arasında ise zamanın ünlü modacısı Mary Quant ve berberi Vidal Sassoon, artist Marlene Dietrich, Aktör Peter Sellers, Balerin Margot Fonteyn ve Balet Rudolph Nureyev vardı.

Prenses Margaret, Anthony Armstrong-Jones ile

Bahtsız prenses

İnsan evladının tahtını yapabilir ama bahtını yapamazmış” diye bir söz vardır. Bu söz Prenses Margaret için söylenmiş olmalı. Bahtsız prensesin defalarca aldatıldığına dair söylemler evliliği boyunca devam etti. Bir süre sonra ise kraliyet ailesinin resmi görevleri Lord Snowdon‘u bezdirmeye başladı.

Çift 1976‘da ayrıldı, iki yıl sonra da boşandı.

16‘ncı yüzyılda yaşayan 8‘inci Henry‘den beri boşanan ilk kraliyet üyesi oldu.

Daha sonra Margaret, kendisinden 17 yaş küçük Roddy Llewellyn‘e âşık oldu. Çevre düzenlemecisi bu gençle tüm tepkilere rağmen sekiz yıl birlikte oldu. Ancak aralarındaki yaş farkı ayrılmalarına sebep oldu.

Diana Before Diana

İngilizler, Prenses Margaret’e “Diana Before Diana” derlerdi. Gerek skandalları gerek zamanın ötesindeki bağımsız karakteri, bu cümleyi yeterince net açıklıyor sanırım. Londra sosyetesinden bunaldığı sıralarda Karayip Adaları’ndan Mustique’te “Jolies Eaux” adlı malikanesinde yılan oynatanların katıldığı, hizmetkarların acayip kıyafetler giydirildiği çılgın partilere ev sahipliği yapan, ince topuklu ayakkabıları, yarı bohem kıyafetleri, 19 yaşından beri ağzından eksik etmediği uzun filtreli sigarası, çok sevdiği ve hiç eksik etmediği Famous Grouse marka viskisi onunla özleşen onlarca şeyden yalnızca bazılarıydı.

Ama hayatı boyunca “Güneş Batmayan” bir ülkenin prensesi olmanın verdiği sorumluluk ile özgür karakteri arasında doğan çelişki yüzünden verdiği savaş ise hayatını anlamlandıran asıl şey oldu. Kendisine soracak olursak ise yıllar önce çok yakın bir arkadaşına söylediği, “Yaşamım bitmemiş bir senfoni. Yapmak istediğim hiçbir şeyi tamamlayamadım” sözleri onun sanki hayat hikayesini özetliyor.

Yürekleri burkan peri masalı sona eriyor

Prenses Margaret, evliliğin bitişini izleyen yıllarda pek çok sağlık sorunu yaşadı.

Önce sinir buhranları geçirmeye başladı…

1985‘te akciğerinin bir bölümü alındı ama sigaradan vazgeçmedi.

Mide rahatsızlıkları, zatürre, bronşit derken…

1998‘de sonradan tekrarlayan felç ve beyin kanamalarının ilkini geçirdi

Daha sonra yine birkaç kez felç geçiren, görme duyusunu yitiren Margaret, bir süredir kamuoyunun önüne çıkamıyordu.

9 Şubat 2002‘de ise bir diğer beyin kanaması ardından uykusunda öldü.

Kraliyet ailesi fertlerinin biyografilerini yazanlara göre ise Prenses Margaret’in hayatta sevdiği tek erkek kendisinden 16 yaş büyük Townsend oldu ve onu hiç unutamadı.

Bugünlerde kraliçenin torunu Prens Harry, boşanmış ve siyahi bir kadın olan Meghan Markle ile evliliğinden bir çocuk bekliyor, hatta bebeğin eli kulağında. Kendi saygınlığını korumak için önce Prenses Margaret’e iki sene beklemesini söyleyen, ardından ise topu parlamentoya atan Kraliçe’nin de ezberi bozuluyor. Prenses Diana’nın ölümü ardındaki sır perdesi ise bazı kesimlerce hala gizemini koruyor.

Bugün Royal Family’de “kurallara karşı gelmek” olarak addedilen bazı rutinlerin kırılması, belki kraliçenin bu geleneği korumak adına dilediği özürler.

Bin yıla yakın bir zamandır süre gelen Kraliyet Ailesi’nin, vicdan mastürbasyonu yapmak için 21. Yüzyılı seçme sebebi, belki de bu geleneğin kaybolup gitmesi korkusuna verdiği tavizlerden başka bir şey değil. Ne olursa olsun, Margaret bu görkemli hayatın kurbanları arasında sadece benim seçtiğim bir kadın. Tarih özgürlüklerinden kurallar için vazgeçen kadınlarla, “Best Seller” listeleri ise bu kadınların hayatlarını anlatan kitaplarla doluydu seneler boyunca.

Prenses Margaret ölümüyle bizlere sadece bir aşk hikayesi bırakmadı.

Tıpkı, Prenses Diana gibi başkaldırışı ile ilham verdi.

Bundan yüzyıllar sonra, kimse Kraliçe Elizabeth’in sembolik diplomasi başarılarından bahsetmeyecek ama Margaret daima hafızalarda yer edinecek hem yaşadıklarıyla hem yaşayamadıklarıyla, yaşamasına izin verilmeyenlerle ve en çok da yaşamak için mücadele ettikleriyle.

Facebook yorumları

Diğer haberler
X