Erol : “Amacım, zanaat değil sanat yapmak”

Erol, “Kendimi sanat yoluyla nasıl ifade edebilirim diye arayıştayken Kapalı Çarşı‘da bir atölye ile anlaşıp sadekarlık (mücevherleri üreten kişi) yapmaya başladım ama amacım sadekarlık değildi. Zanaati, sanata taşımaktı” dedi.

Türkiye’de bu sektörde yeni bir yol açtım

Çocukluğumdan beri deniz kabuklarını, bulduğum her şeyi bir şeye dönüştürme isteğim vardı. 14 yıllık bale eğitimimden sonra da kendimi böyle bir sanat dalıyla var etmek istedim. Takı veya mücevher üzerinden dünyayı, iç yolculuklarımı, kendi yaşamamı veya hayatın dönüşümünü, değişimini anlatan hikayelerle ve sergilerle kendimi ifade ettim. Bu yol hep böyle devam etti bugüne kadar.

Alman edebiyatı mezunuyum tamamen Almanca ve edebiyat üzerine bir eğitim aldım . Bir müddet tercümanlık, kitap çevirileri yaptım ve 6 sene kadar öğretmen olarak çalıştım. Öğretmenlik yaptığım zamanlarda bu yeni mesleğimi keşfettim diyebilirim. Ben 7 sene kadar atölyemde kurslar verdim. O kurslar ile birlikte biraz daha büyüdü ve yeni bir mesleğin önünü açmış oldum aslında. Hala da meslektaşlarım devam ediyor. Kurs vermeyi 2001 yılında bıraktım.

Tasarım yapmak uzun bir süreç

Genel anlamda tasarım yaparken ya mumla çalışırsınız önden kalıbını hazırlarsınız ya da direkt elden çalışırsınız. Mumla çalışırsanız onunla bağlantılı teknikler var sonra döküme verirsiniz. Döküme verdikten sonra da süreçleri var tesviye gibi. Direkt elden çalışırsanız doğrudan metali veya gümüşü işliyor oluyorsunuz. Yani yapacağınız tasarıma bağlı. Ondan sonra da mıhlama, tesviye ve cilalamak gibi süreçleri var.Böyle anlatınca kısa gibi gözüken ama kendi içinde çok uzun bir süreç ve çok meditatif. Kendini takının içinde kaybetme hali oluyor ki bu en keyifli kısmı.

Mum tekniği daha cazip geliyor

İlk 10 sene bütün takılarımı kendim yaptım. Sonra galeriyi açtım. Galeriyi açtıktan sonra işin boyutu büyüdü. Şu anda iki sadekar meslektaşım var benimle çalışan ama hala takıların tasarımını tamamen ben yapıyorum ve burada atölyem de yapıyorum. Ben aslında mum tekniğini hep çok sevmişimdir çünkü heykele yakın olan odur. Mum tekniğinde üç boyutu göstermek ve dokunun kendi kalınlığı da hoş oluyor. Sonradan bu üç boyutu direkt metale taşıdım. O daha farklı. Boşluk ve hacimle birlikteliği çok ince bir iş ama tabi mum tekniğindeki o kalınlık ve boşluk birlikteliği bana hep daha cazip gelmiştir nedense.

Son derece özgür ve rahat çalışıyorum

Tasarımlarım bir düşünce olarak değil de his olarak aklıma geliyor. Düşünmüyorum bile şimdi böyle bir proje geliştireyim veya konusu bu olsun diye çünkü hayatı zaten nasıl gelirse o şekilde yaşıyoruz. Hayat hikayeleri anlatıyorum kendi hayat hikayemi anlatıyorum. Onu da nasıl gelirse öyle yapıyorum. Biraz akışla beraber olan bir şey. Her sergimin bir adı var. O sergilerin isminden yola çıkarak anlattığım hikayeler kendini belli ediyor zaten. Görsel açıdan, fiziksel açıdan baktığınızda bu buymuş dedirtecek sergiler yapıyorum. Mesela “Lokum Gibi” sergisi. Orada Türk tatlılarını çalışmıştım. Birebir aynısını yapmıyorum tabi ki ama fiziksel olarak baktığınızda takıları görebileceğiniz bir tat o sergide var. Onun dışında daha çok ezoterik, mistik ve spiritüel yani benim anlatmamla veya kişilerin kendi hayal gücüyle o takıları tasarlıyorum.

Özel sipariş alırsam başkasının hayal gücü ile hareket etmiş olurum

Ben bir sanatçıyım kendimi anlatmalıyım. Bu sebeple de özel sipariş almıyorum. Ama şunu yapabiliyorum, sizin bir taşınız olur buradan bizim galerinin içinde daha önce yapmış olduğum tasarımların içinden bir şey beğenirsiniz. O taşlar o tasarıma oturur ve karar verirsem evet bu taşlar tasarımla aynı etki de ve bu bunun devamıdır diye o vakit tabi ki getirilen taşları değerlendiriyorum. Fakat yine benim tasarımımla oluyor. Zaten bunu kapalı çarşıda yapan çok yer var benim kendi içimde bir farklılığımın ve özelliğimin olması gerekir.

Takılarımın boyutunu değiştirmek istedim

Bugüne kadar 30 yıldır yaptığım her şey heykelin ufak boyutuydu. Bütün sanat disiplinleri sonuçta insanın kendini ifade etmesinin bir yolu olarak ortaya çıkıyor. Ben bunu takıyla yapmıştım. Heykelle de yapabilirim dedim. Daha doğrusu ben kendi açımdan takı ve heykel arasında bir fark göremiyorum. Sadece son senelerde takıların boyunu büyütme isteği duydum kendi içimde. Artık ufak hacimlerle yaratmanın zevkini almıştım. Bir de büyük de nasıl olur ona baktım. Aslında bakarsanız bütün heykeller sergilerimde takılarımın büyümüş hali oluyor. Heykellerde Bronzla paslanmaz çelikle çalışıyorum. Mutlaka bronzsa döküm yapıyorum kalıp çıkarıyorum. Aynı mum tekniğiyle çalışır gibi. Takıda mum tekniğini nasıl kullanıyorsam heykelde de bronz döküm yapacaksam plastelini kullanıyorum veya çamur tabi.

Metamorfoz; masalsı sergi

Metamorfoz, son iki senenin bir çalışması aslında. Maalesef fiziksel olarak da doğanın döngüsü olarak da bizi yoran, üzen, sıkan ve gelecek endişesini de beraberinde getiren bir geçiş yaşıyoruz. Dünya olarak da bir kaos yaşıyoruz. Bu kaosun ortasında bizde kendi dinginliğimizi ‘içsel olarak nasıl muhafaza ederiz’i ben anlatmak istedim bu sergide. Bunu da yol olarak masal kahramanları üzerinden yaptım biraz masalsı bir sergi oldu. Teknik açıdan çok mimari, çok modern gene üç boyutlu çizgiler var. Organik ve geometrik dokular var.

İyi olana tutunmak istedim

Ben her masalın gerçek hikayelerden yola çıkılıp yazıldığını düşünüyorum çünkü var olmayan bir şeyi zaten yapamayız. Dolayısıyla eğer bir masal varsa insanlar o bilgiyi almıştır da yazmıştır. Bütün masalların sonlarının iyi bittiğini biliyoruz. O zaman ben iyi olana tutunmak istedim. Her masal iyi bittiğine göre bende bu dünyanın içindeki kendi durumumu hep hayal gücümle masalsı ve iyiliklerle yaşayabilirim. Onun içinde periler, peri tozları, biraz tılsımlar var. Görünce sevinmek ve mutlu olmak o takılarda önemli oldu. Sergide kelebekler hafifliği sembolize ediyor, avatar çiçekleri, masalsı çiçekler, yol göstericiler, pusulalar var. Yani kısaca sergi hepimizin metamorfozu aslında.

Trend bir akım, benim akımım kendi içimde

Dünyada ne olup bittiğini takip etmeye başlarsam, kendi sektörümün içinde, o vakit etkileneceğim ve daha başka şeyler yapmaya başlayacağım. Ben kendi içimi takip ettiğim zaman hep doğru yolda kalıyorum. Sanatçı kendi varlığıyla kendini ortaya koyar. Beğenen de onu alır. Trend bir akım, benim akımım kendi içimde. Kıymetini anlayan insanlar zaten anlıyor, anlamayanlar da hangi ihtiyaca neresi hizmet ediyorsa oraya yöneliyor. O da bir yol ona da saygım var. Ben sanatımı yaparak ve sergilerimi açarak kendimi ifade etmeye devam edeceğim.

Fotoğraflar: Gökçe Nur Avcı

Facebook yorumları

Diğer haberler
X