Nezir Korkmaz : “Konuşmadan önce çizmeye başladım”

Ünlü Ressam Nezir Korkmaz, Tatvan'dan başlayıp Fransa'da devam eden hayatını NişantaşıHaber.com'a anlattı.

Bitlis Hizan’da doğdu. Babasına karşı koyarak küçük yaşta resim yapmaya başladı. Hayatı boyunca oradan oraya savruldu ama resim yapmaktan hiç vazgeçmedi. İnadı O’nu “tek”ler arasına taşıdı. Öyle ki, 18 yaşında yaptığı “Yolcular” adlı tablosu “Belçika İnternational des Art Contempoarin Academisi” tarafından altın madalya ile ödüllendirildi. Doğu Anadolu’dan yola çıkan ve halen yılın yarısını Fransa’da yarısını Türkiye’de geçiren Nezir Korkmaz’ı İstanbul Maltepe’deki atölyesinde yakaladık.

Ünlü ressamların eserlerini kopyaladım

“27 Şubat 1954’te doğdum. 6 yaşımdayken Tatvan’a taşındık. İlk, orta ve liseyi burada okudum. Sanata olan ilgim doğduğum köyde başladı ve sonrasında devam etti. Aslında konuşmaya başlamadan çizmeye başladım diyebilirim. Babam bırakın resim yapmamı okula gitmeme bile karşıydı. Herkesten tepki gördüm ama vazgeçmedim. Orta okulda resim öğretmenimiz bile yoktu. Valilik okul bünyesinde bana bir atölye tahsis ettirdi. Yetenekli arkaşlarımı da etrafıma toplayıp kendi kendimizi yetiştirdik. Önce ünlü ressamların eserlerini kopyalayarak başladım hatta”

Kendinizi geliştirince sergi açmaya da başladınız sanırım.

Okulumuzun salonlarında yılda 2-3 kez sergi açıyorduk esasen ama ilk kişisel sergimi 1968 yılında Van Halk Eğitim Merkezi’nde açtım. Liseyi bitirinceye kadar Ankara ve İstanbul dahil olmak üzere 11 kişisel sergi daha açtım.

Mimar Sinan’daki haksızlık

Liseden sonra yurt dışında iyi bir eğitim aldığınızı biliyoruz. O süreçten de biraz bahsedebilir misiniz?

Liseden sonra üniversite için İstanbul’a gelmiştim. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi mülakatlarına girdim fakat yedeklerde 26. sıradaydım. Asla haketmediğim bu sonuç için bana haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Sonrasında dünyam başıma yıkıldı ve büyük hayal kırıklığı yaşadım. 1 yıl içinde kendimi iyice geliştirdiğimde neyim var neyim yok satıp Avrupa’ya gittim. Viyana Güzel Sanatlar Akademisini birincilikle kazandım. Prof. Rudolf Hausner’in atölyesinde iki yıl çalıştım. Daha sonra Ernst Fuchs ve Profesör W. Hutter’le çalıştım. New York’ta Fuchs ve RH. Giger’in de katıldığı ortak bir sergi açtım.

Yurt dışında başka nerelerde sergi açtınız?

New York’ta başlayan sergi hayatım, Fransa, Almanya, İngiltere, Belçika, Danimarka, İsviçre, İsveç, Avusturalya diye devam etti. Hatta “Yolcular” isimli 18 yaşında yaptığım tablom “Belçika İnternational des Art Contempoarin Academisi” tarafından altın madalya ile ödüllendirildi.

Türkiye’de sergi açmak için neden bu kadar beklediniz?

Evet bu 35 yıl sonraki ilk sergim oldu ama bundan sonraki süreçte tekrar bir sergi açmayı düşünüyorum. Ülkemi çok seviyorum. Burada da sanat adına bir şeyler yapmak isterdim elbet ama yurt dışında şartların daha iyi olduğuna inanıyorum. Ailem de orada olduğu için çalışmalarımı hep orada sürdürdüm. Bundan sonraki süreçte daha sık geleceğim Türkiye’ye.

Benimsediğiniz net bir tarz var mı?

Resimlerimin konusu genel olarak teknolojinin hayatımızdaki etkinliğini ele alıyor. Ben, makinaları birer makina olarak görmenin ötesinde, bizi tamamlayan, zihnimizi ve organlarımızın birer uzantısı olarak görüyorum. Geri dönüşümsüz bir ilerlemenin ortasında küçük bir logo ya da bir kimlik numarasıyla varlığımızı sürdürüyor olsak da bu büyük gelişimin vazgeçilmez parçalarıyız. Resimlerimde vurguladığım olay insanın salt bir varlık olarak hayvanlardan daha güçlü olmadığı ama sahip olduğu kültürel miras ve teknoloji sayesinde modern bir insan olabileceği gerçeğidir. 1972 yılında “Yolcular” isimli eserimle çıktığım bu yolda yolculuğum halen devam ediyor.

Planladığınız projeleriniz nelerdir?

2018 yılında bir sergi daha açmak istiyorum İstanbul’da. Onun dışında ilk olarak burada söyleyeceğim bir kitap projem var. Uzun yıllardır üzerinde çalıştığım kitabımı da 2018 yılında insanlarla buluşturmak istiyorum. Biraz ağlayacaklar bu kitapta.

[fancygallery id=”15″ album=”173″]

Facebook yorumları

Diğer haberler
X