Nişantaşı’nın gerçek sahipleri ve bir kedi masalı

Kediler insanlarla o kadar iç içe yaşıyorlar ki, alenen kedice sohbet ediyorlar.

Selin Melek Aktan / NisantasiHaber.com
selin@NisantasiHaber.com

Bir gün Meksika’da bir hayvanat bahçesi geziyoruz.

Egzotik kuşlar, aslanlar, kaplanlar, zehirli yılanlar falan…

Bazılarını hayranlıkla, bazılarını da “serbest kalsaydı kim bilir bize neler yapardı?” diye düşünerek korkuyla izliyoruz.

Bahçenin sonunda karşımıza, “DİKKAT! Şimdi de dünyanın en vahşi hayvanını göreceksiniz” yazan bir levha ve kocaman bir ayna çıkıyor. Acınası bir şekilde kendimize bakakalıyoruz.

Evet bence de dünyanın en vahşi ve en acımasız yaratıkları bizleriz. Doğada hiçbir hayvan beslenmek amacının dışında sırf zevk olsun diye bir başka hayvanı öldürmez veya eziyet etmez.

Hayvanlara yapılan eziyetleri görünce inanın insan kimliğimden utanıyorum.

Semt sakinlerinin yarısından çoğunun kedi, köpek beslediği Nişantaşı ise İstanbul‘un en hayvansever semti olarak gösterilebilir.

Çok sayıda veterinerimiz, petshopumuz, köpek otelimiz ve köpek gezdiricimiz var.

Neyseki kimse hayvanını petshoplardan satın almıyor. Nişantaşı‘nda gördüğünüz kedilerin, köpeklerin Yüzde 99‘u sokaktan veya barınaktan alınarak kurtarılmış canlar.

Sahiplenilmeyen sokak hayvanlarına da en az evdekiler kadar iyi bakılıyor. Onlar bizim can dostlarımız.

Neredeyse hepsinin sokaklarda arkalarından mama kapları ile koşuşturan gönüllü anne babaları var.

Bazen bunda da biraz aşırıya mı kaçılıyor acaba diye düşünmeden edemiyorum. Çünkü kedilerin çoğu karınları yere değerek dombili dombili, neredeyse küçük bir kuzu gibi ortalıkta dolaşıyorlar.

Angle

Sokakta gördüğü her yiyecek için beni çekiştiren köpeğim Angel yüzünden tüm kedi mamalarının yerini biliyorum. Ben de onu terkedilmişlerden sahiplendim.

Malum Golden Retriver cinsi köpekler bol tüy, bol sevgi, bol yemek demek.

Angel’ı o kadar sevmeme rağmen sokaktaki halimizi bir görseniz, “Bu ne acımasız bir kadın. Madem böyle davranacak, niye aldı bu hayvanı” diye düşünebilirsiniz. Çünkü sürekli bir çekişme ve konuşma halindeyiz. O mamaların tarafına yürüyor, ben tasmasından çekiştire çekiştire ve söylene söylene diğer tarafa.

Bu arada kedilerden korkan bir köpeğim var. Öyle ki, kedi görünce yolumuzu değiştiriyoruz.

Geçenlerde bir akşam Topağacı‘ndan aşağıya doğru yürüyorum.

Baktım önümde genç bir kız, yanında da onunla konuşa konuşa yürüyen bir kedi.

Bu hayvanlar, insanlarla o kadar iç içe yaşıyorlar ki, sadece “mır mır, miyav” demiyor, alenen kedice sohbet ediyorlar.

Neyse kız yoluna devam etti. Bu sefer tatlı şey benimle konuşmaya başladı. Konuşa konuşa kapının önüne kadar geldik.

Ben içeri girdim, o ise burnunu apartmanın camına dayadı, boynunu da eğdi, yeşil gözlerini yüzüme dikti, nasıl mahsun mahsun bakıyor anlatamam. Tam bir duygu sömürüsü. Vallahi dayanmak mümkün değil.

Hemen içeriden birşeyler alıp geldim,meğer hayvancağız açmış. Şimdi gözüm her dakika onu arıyor. Hani az kaldı eve bir kedi aldım alacağım. Daha doğrusu o beni alacak. Ben ki senelerce kedilere dokunmaya korkmuş bir insanım.

Yıllar önce Abdi İpekçi Caddesi‘nde bir bahçe katında oturuyordum.

Bir gece, geç vakit, seyahatten dönmüştüm. Balkondan bir tıkırtı geldi. Ödüm koptu. Çıktım baktım, tıkırtı devam ediyor. Ah bir de ne göreyim! 3 küçük tüy yumağı ve pırıl pırıl 3 çift göz bana bakıp duruyor.

Alıp dışarıya koymak istiyorum, ama dokunabilmem mümkün değil. Elime bulaşık eldivenleri giydim. Yanlarına yaklaştım. Onlar “cik” dedikçe, ben “ay” deyip korkuyla geri çekiliyorum.

Sırtımdan aşağı terler boşanıyor. Sabahı sabah ettim. Bir ara tepede büyük bir kedi peydah oldu. O zaman anladım ki anne kedi, yavrularını korumak için onları getirip benim evimin kapalı verandasına bırakmış.

Ertesi gün komşulardan yardım istedim. Zavallı küçük kedileri gelip aldılar ve bahçede onlara kartondan ev yaptılar, olay kapandı.

Aradan yıllar geçti, oradan taşındım. Yine Nişantaşı‘nda oturuyorum.

Üst katımıza Frank isimli Güney Afrikalı bir iş adamı taşındı. 10 günlüğüne Brezilya’ya iş seyahatine çıkacakmış.

Japon bir arkadaşım haftada bir gün gelip kedilerime mama verecek, anahtarı sizden alabilir mi?” diye sordu, ben de “Peki” dedim.

Fakat sonradan anlaşıldı ki, Frank Türkiye‘deki yasal kalış süresini geçirdiği için 3 aydan önce ülkeye geri dönemiyor.

Japon kız bir geldi iki geldi, sonradan gelmez oldu. Kediler kaldı mı bana.

O zamanlar köpeğim de yok, kedi desen hiç anlamam.

Kedilere dokunamam ama vicdansız da değilim.

Sonunda yanımda yardımcımla elimizde mamalar eve girip çıkmaya başladık. Arada bir kumlarını da değiştiriyoruz.

Her gece yatağıma yattığımda yukarıda kedilerin koşturduğunu duyuyorum ama eve girdiğimde hiç karşılaşmıyoruz.

Hayvancıklar o kadar korkuyorlar ki, biz içeri girdiğimiz anda tavan arasına kaçıyorlar.

Aradan 4 ay geçti, Frank‘tan haber yok. Ne geliyor, ne gidiyor, ne kirayı ödüyor, ne de maillere cevap veriyor.

Avukatlara danıştık, mobilyalı verdiğimiz bir daire olduğu için, “adamın şahsi eşyalarını boşaltıp daireyi tekrar kiraya verebilirsiniz” dediler.

İyi de kedileri ne yapacağız?

Sağa sola soruyoruz ama meğer herkes yavru kedi alıp kendi büyütmek istermiş.

Bunlar yavru değil diye kimse almak istemiyor. Ben başladım, kedi barınağı aramaya. Sonunda bir yerlerde barınak sahibi bir hanım, biner lira karşılığı kedileri alabileceğini söyledi.

Bütün bu gelişmeleri Frank‘a yazınca, “Kediler şu anda Hong Kong’da olan eşimin kedileri, eğer onlar giderse karım beni boşar” dedi ve hem evliliği hem de kedileri uğruna apar topar İstanbul’a döndü.

Üst kattaki misafirlerimizle ilk defa o zaman tanıştım. Sahipleri gelince ortaya çıktılar. Frank da o gece kedilerini alıp gitti.

Oh! nihayet diye içimde bir ferahlama, sormayın.

O gece yatağıma yatınca fark ettim ki,evde bir tuhaflık var.

Aylardır üst kattan duyduğum o kedi ayak sesleri artık yok.

Alışkanlık işte, o sesler kesilince ben bir fena olayım,bir ağlayayım.

Meğer görmesem de, dokunamasam da nasıl severmişim onları.

Bir gün Valikonağı Caddesi‘nde Akkavak Sokak‘ın başında sarman bir kedi gördüm. Yemyeşil gözlü nasıl güzel bir hayvan, anlatamam.

Öyle heykel gibi köşe başında dikilmiş duruyor. Hayatımda ilk defa bir kedi ile uzun uzun bakıştık. ve o andan sonra sanki hayatımda bir şeyler değişti. Kalpten kalbe bir yol gitti ve elimi süremesem de o kediye bayıldım.

Köpeğim Angel’ı barınaktan aldıktan sonra Maçka Parkı‘ndaki kedilerin davranışlarını incelemeye başladım.

İşte nasıl oldu bilmiyorum, bakışa bakışa, konuşa konuşa, sonunda ben de onlarla iletişim kurmayı öğrendim ve de bir kedi sever olup çıktım.

Topağacı’ndaki o yeşil gözlü, konuşkan duygu sömürüsü uzmanı kediler sonunda beni de ellerine geçirdiler, her gün yollarını gözler oldum.

Can dostlarımız, semtimizin en güzel şeyleri, birgün sohbet etmezsek özlüyorum.

Nereden nereye değil mi?

*****
www.selinmelekaktan.com
https://www.instagram.com/selinmelekaktan/
https://www.instagram.com/selinmelekaktanart
https://twitter.com/SelinMelekAktan
http://www.facebook.com/selinmelekaktanartplh
http://www.absolutearts.com/portfolios/m/melekaktan/
http://selinmelekaktan1.blogspot.com/
http://selinmelekaktan.blogspot.com

Facebook yorumları

Diğer haberler
X